Trump’ın İran ile Görüşmelerde Kalması Gerektiği Açık
Samael.lol – Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda yaptığı son açıklamalar ciddiye alınmalı. Nitekim o, ABD’nin lideri. Trump, Türkiye’deki NATO zirvesinde şu sözleri sarf etti: “Artık onlarla ilgilenmek istemiyorum, onlar çöp. Çöp nedir biliyor musunuz? Onlar çöp. Hasta insanlar. Hasta insanlar tarafından yönetiliyorlar. Ve onlar acımasız, şiddetli insanlar.”
“Eğer nükleer silahları olsaydı, onu kullanırlardı. Bana göre iş bitti.”
Bu sözler Trump’ın konudaki son sözü mü? Kesinlikle hayır. Savaş ve müzakere süreci hakkında sürekli yorumlar yapmaya devam ediyor. Sözleri zafer iddialarından İran medeniyetini yok etme tehditlerine, müzakerelere desteğe kadar değişti. Sonra en son tehditlerini güçlendirdi, ABD’nin “muhtemelen bu gece onlara tekrar sert vuracağını” söyledi, “Onlara biraz uyarı verdim. Bu gece onlara sert vuracağız” diye ekledi.
Müzakerelerin Devam Etmesi
Amerika’nın İran’a vurarak büyük hasar verme kapasitesinden şüphe yok. Ancak yapamadığı şey, rejimin temel taleplerinden vazgeçme iradesini kırmak oldu. Bunlardan ilki, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol. İran’ın eski lideri Ayetullah Ali Hamaney’in cenaze törenleri nedeniyle müzakereler askıda kalmıştı. Hamaney, savaşın ilk günü olan 28 Şubat’ta İsrail ve ABD tarafından öldürülmüştü.
Trump, ABD ve İran arasındaki vuruşmaların müzakerelerin sona erdiği anlamına gelip gelmediği sorulduğunda, baş müzakerecileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’a atıfta bulunarak “Umursamam, konuşabilirler. Ama zamanlarını boşa harcadıklarını düşünüyorum” dedi. Sonra İran rejimi hakkında “Onlar yalancı bir sürü adam” dedi.
Rejim’in Kararlılığı
Bu, Trump’ın tüm gürültüsüne rağmen müzakerelerden daha iyi bir seçeneği olmadığını kabul ettiği şeklinde okunabilir. İsrail ile birlikte ABD, İran rejimini yok etmeyi denedi ve başarısız oldu. Ancak müzakere süreci kırılgan. Süreci çalıştırmaya çalışan arabuluculardan biri durumu “kesinlikle bir geri adım” olarak nitelendirdi. Atmosferin “çok gergin” olduğu söyleniyor.
Bu, diplomatik bir ifadeyle, son günlerdeki olayların iki güç arasındaki müzakereler için korkunç bir arka plan oluşturduğunu gösteriyor. Bu güçler, anlaşma yapılsa bile diğerinin sözünü tutacağına dair sıfır güven duyuyor. İran rejimi, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırısından önceki duruma geri dönmeme konusunda kararlı. Rejim, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü korumaya kararlı.
Dünya ekonomisi üzerinde bir boğucu etkiye sahip olan, küresel temel ihtiyaçların taşımacılığını durdurma yeteneği, nükleer silah geliştirmeye çalışması ihtimalinden çok daha kullanılabilir bir silah. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü bırakmayı kabul etmeyecek. Bu yüzden, İran’a yönelik potansiyel tatmin edici unsurlarla dolu olan MOU’yu riske atarak geri dönüş olmadığını göstermeye hazır. Stratejik haklarını korumak için devam eden savaşı gamble etmeye hazır.
İç Destek ve Gelecek
Tahran’daki rejim, ABD ve İsrail’in onu yok edememesiyle cesaretlenmiş. Kampanyayı başlattıklarında öldürülen liderin cenaze ritüelleri, İslami rejimin güçlü bir destek çekirdeğine sahip olduğunu gösterdi. İç muhalefet gitmedi. Ancak sokaklarda protestolara karşı şiddetli güç kullanımı, binlerce kişinin ölümüne yol açtı ve rejim düşük profil tutuyor. İki taraf arasındaki tırmanış durdurulursa, müzakere sürecindeki arabulucular, gemilerin Boğaz’dan geçişine izin verecek bir anlaşma yapılabilmesi mümkün olduğunu düşünüyor.
Trump’ın İran politikası, sert retorik ile pratik diplomasi arasında gidip geliyor. ABD’nin askeri gücü sınırlı bir etki yaratırken, İran’ın ekonomik silahı küresel ölçekte daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu denge, müzakerelerin devam etmesi için kritik öneme sahip. Her iki taraf da kaybetmemek istiyor ve bu nedenle masaya dönmeye hazır görünüyor.
